Yaz tatilinde Türkiye'ye gittiğinizde akrabalarınız aksanınıza gülüyor, "siz artık oralısınız" diyor. Döndüğünüzde iş yerinde biri, yıllardır orada yaşamanıza rağmen "aslen nerelisin?" diye soruyor. İki yerde de biraz misafir gibi hissetmek, iki kültür arasında büyüyen birçok kişinin sessizce taşıdığı bir deneyimdir.
"Ben neyim?" sorusu
Kimlik, kim olduğumuza dair iç hissimizdir. Bu his ailemizden, dilimizden, inancımızdan, arkadaşlarımızdan ve yaşadığımız toplumun bize nasıl baktığından beslenir. İki kültürün içinde büyüyen biri için bu kaynaklar her zaman aynı yöne bakmaz. Evde beklenen ile okulda ya da işte beklenen birbirinden farklı olabilir.
Bu farklılık tek başına bir sorun değildir. Pek çok kişi iki kültürü bir zenginlik olarak yaşar, iki dil, iki mutfak, iki bakış açısı arasında rahatça geçiş yapar. Ama bazen bu geçişler yorucu hale gelir. Hangi tarafı seçerseniz seçin diğerini kırıyormuş gibi hissetmek, kişinin kendini parçalara bölünmüş gibi yaşamasına yol açabilir.
Sık duyduğum bazı cümleler
- "Ailemin yanında bir insanım, arkadaşlarımın yanında başka bir insan."
- "Türkçem çocuk Türkçesi kaldı, duygularımı anlatırken kelime bulamıyorum."
- "Annemle babamın bunca fedakârlığından sonra kendi istediğimi yapmak bencillik gibi geliyor."
- "Hiçbir yerde tam evimde hissetmiyorum."
- "Hem Türk kültürünü seviyorum hem de bazı yanlarına öfkeleniyorum, bu beni suçlu hissettiriyor."
Bu cümlelerden biri size tanıdık geliyorsa, bunun bir zayıflık ya da kişisel bir eksiklik olmadığını bilmenizi isterim. Bu duygular, iki farklı beklenti dünyasına aynı anda uyum sağlamaya çalışmanın doğal izleridir.
Bazen bu duygular belirli anlarda yoğunlaşır: bir düğünde, bir cenazede, ilk iş gününde, bir ilişkiyi ailenize anlatmaya karar verdiğinizde ya da kendi çocuğunuza hangi dili konuşacağınızı düşündüğünüzde. Bu dönüm noktaları, uzun süredir sessiz kalan soruları yeniden gündeme getirebilir.
Ayrımcılık ya da önyargıyla karşılaşmak da kimlik duygusunu etkiler. Okulda yanlış yönlendirilmek, iş başvurusunda isminiz yüzünden geri çevrildiğinizi düşünmek ya da medyada topluluğunuz hakkında sürekli olumsuz haberler görmek, kişinin kendine bakışını sarsabilir. Bu deneyimlerin yarattığı öfke ve kırgınlık da terapide konuşulmayı hak eder.
Aidiyet neden bu kadar önemli?
İnsan bir yere ve birilerine ait olma ihtiyacı duyar. Ait hissettiğimizde daha güvende, daha görülmüş ve daha rahat oluruz. Aidiyet duygusu zayıfladığında ise yalnızlık, huzursuzluk, kendini değersiz hissetme ya da sürekli bir "yanlış yerdeyim" hissi ortaya çıkabilir.
İki kültür arasında kalan kişiler bazen aidiyeti bir tarafı tamamen seçerek bulmaya çalışır. Kimisi aile kültürüne sıkı sıkıya tutunur, kimisi ondan tümüyle uzaklaşır. Her iki yol da bir süre işe yarayabilir ama çoğu zaman kişinin bir parçasını dışarıda bırakmasını gerektirir. Bir başka seçenek de, iki kültürden de beslenen, kendine özgü bir yer bulmaktır. Bu yer hazır bulunmaz; zamanla, deneyerek ve çoğu zaman biraz yas tutarak inşa edilir.
Aile ve kuşaklar arası farklar
Göç eden kuşak ile o ülkede doğup büyüyen kuşak, aynı evde farklı dünyalarda yaşayabilir. Ebeveynler için göç, zorluklarla dolu bir mücadele ve çoğu zaman "çocuklarım rahat etsin" diye katlanılan bir bedeldir. Çocuklar içinse aynı hikâye bazen ağır bir borç gibi hissedilir. Evlilik, meslek seçimi, inanç, cinsellik ya da evden ayrılma gibi konularda bu farklar görünür hale gelir.
Bu çatışmalarda genellikle tek bir haklı taraf yoktur. Terapide amaç ailenizi suçlamak ya da onlardan kopmanızı sağlamak değil, kendi ihtiyaçlarınızı ve değerlerinizi daha net görebilmek, aileyle ilişkinizi de buna göre yeniden düşünebilmektir.
Terapi bu konuda nasıl yardımcı olabilir?
Kimlik ve aidiyet sorularına terapide hazır cevaplar verilmez. Bunun yerine, bu soruları yargılanmadan ve acele etmeden konuşabileceğiniz bir alan açılır. Psikodinamik (psikanalitik yönelimli) bir bakışla, çocuklukta öğrenilen beklentilerin, aile içindeki rollerin ve dile getirilmemiş duyguların bugünkü hislerinizi nasıl etkilediğine birlikte bakabiliriz.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ise daha somut konularda işe yarayabilir: "Ya ailem beni reddederse" gibi tekrar eden düşünceleri gözden geçirmek, sınır koymayı denemek, zor bir konuşmaya hazırlanmak gibi. Hangi yaklaşımın ağırlık kazanacağına ihtiyacınıza göre birlikte karar veririz.
Görüşmeleri Türkçe ya da İngilizce yapabiliriz. Bazı danışanlar iki dil arasında geçiş yapmayı tercih eder; bazı şeyleri bir dilde, bazılarını diğerinde anlatmak daha kolay gelebilir. Bu da tamamen olağandır ve sürecin bir parçası olabilir.
Bazen kişi terapiye bu konuyu doğrudan getirmez. Kaygı, ilişki sorunları, iş yerindeki tükenmişlik ya da açıklanamayan bir huzursuzlukla başlar; konuştukça iki kültür arasında kalmanın bu hislerle bağı görünür hale gelir. Hangi kapıdan girerseniz girin, önemli olan sizin için anlamlı olan yerden başlamaktır.
Kendinize sorabileceğiniz birkaç soru
- Hangi ortamlarda kendimi daha çok "ben" gibi hissediyorum?
- Her iki kültürden de korumak istediğim değerler neler?
- Kimin onayını almak için kendimden vazgeçiyorum?
- Ailemle konuşmakta en çok zorlandığım konu ne?
Bu soruların cevapları zamanla değişebilir, değişmesi de doğaldır. Kimlik sabit bir etiket değil, hayat boyunca gelişen bir hikâyedir.
İki kültür arasında kalmanın getirdiği duygular üzerine konuşmak isterseniz, iletişim sayfasından bana yazabilirsiniz. Görüşmeler online ya da yüz yüze yapılabilir.
